Toyota Sahipleri: Mehmet Karaoğlu – Toyota FJ-40

1.2b gösterim

Bize vakit ayırdığınız için teşekkür ederiz, Mehmet Karaoğlu’nu tanıyabilir miyiz?

1972 yılında Rize’nin ilçesi Ardeşen ‘de doğdum. Küçük yaşta Ankara’ya taşındık. Üniversiteyi Rusya’nın başkenti  Moskova’da bitirdim. İnşaat mühendisiyim. 2002 yılında Türkiye’ye geri döndüm.  Karaoğlu Peyzaj adında İstanbul-Ankara merkezli bir aile şirketimiz bulunuyor. Türkiye’nin en prestijli projelerini yapıyoruz. Hem kurucu ortağım hem de Ankara ve yurt dışı projelerini takip ediyorum.

Medeni durumunuz hakkında da bilgi alabilir miyiz?

Evliyim, iki kızım var; biri 7, diğeri 13 yaşında.

Toyota tutkunuz nasıl başladı?

Aslında benim 4×4 arazi araçlarına merakım çocukluk yıllarında başladı. İlk gördüğüm Toyota ise köyümüzde karlı bir kış gününde 6 yaşındayken oldu.  Bizim oralara kış günü araç ile gelmek biraz cesaret ister; köylerimiz yüksek yamaçlara kuruludur ve köylere ulaşım bir o kadar zordur. Toyota; o zorlu, karlı tepeleri tırmanmış, daha o zaman gönlümü fethetmişti.

İlerleyen yaşlarda, off-road yarışlara katılmaya başladıktan sonra, arazi koşullarında Toyota araçların kabiliyetleri ve sağlamlıkları beni kendine iyice çekti. Ve en önemlisi Toyota markasının yaklaşımı, yönetim ve üretim ilkeleri beni bayağı etkilemişti. Biz de şirketimizde kurumsal anlamda çok çalışmalar yapıyoruz. Kişisel olarak Toyota’nın felsefesinden çok ilham da aldım açıkçası.

Şu an sahibi olduğunuz Toyota FJ-40 arazi taşıtınızı nasıl buldunuz ve satın almaya karar verdiniz?

Bu benim hobim. Uzun bir uğraşı, emek, zaman; yani birçok şey istiyor.

Süreç ise çok enterasandı. Ben aracın muadilini Bolu’da bir Off-Road yarışında gördükten sonra bu araçtan bir tane daha nasıl bulurum diye araştırmaya başladım.  Türkiye’de artık bulması imkansız bir araçtı bu.

Nasıl yaparım, ne ederim, nerede bulurum; bununla ilgili hem çevreme soruyor hem de internetten araştırıyordum.  Bir taraftan da olmayan araca parça bulmak için kolları sıvadım.

Ankara Şaşmaz’da çıkma ve bulması güç yedek parça satan biri olduğunu öğrenir öğrenmez oraya gittim. Tiril tiril takım elbiseyle gidip,  “Ya ben FJ40 toplayacağım, parçalarına ihtiyacım var, nasıl yaparım?” diye sordum, güldü. Enteresan biriyle karşılaşmıştım. Ama emin olun ki Türkiye’de parmakla gösterebilecek ve Toyota’nın bütün modellerinin her türlü parçasını bilen çok iyi bir usta. Parça numarası olmadan, sadece resmini gösterin; bu, şu aracın şu parçası diyebilecek donanıma sahip.

Böylelikle başladık parçaları toplamaya; iki tane koltuk bulduk, kaporta  parçaları derken, bayağı bir parçayı sahibi olduğumuz fidanlığımıza taşımaya başladık.  Bir taraftan da internet üzerinde araştırmalar yapmaya devam ediyordum. Sonra Muğla’da bir araç buldum. Muğla’da bulduğumuz araç çok kötü durumdaydı; ön tarafı FJ40’a benziyordu ama arka tarafı farklı idi,  başka bir aracın kupası vardı üzerinde.

O sırada bir iş için İstanbul’dan Ankara’ya uçak biletim vardı. Sabiha Gökçen Havalimanı’nda uçuş saatimi beklerken, bir yandan da internetten de araç bakmaya devam ediyordum. Birden karşıma bir araç daha çıktı. Hemen telefona sarıldım,  aradım sahibini. “Ağabey satıyorum” dedi. “Peki, bütün evraklarınız tam mı?” dedim. “Evet, tam” dedi. “O zaman ben ilk uçakla geliyorum oraya” dedim. Tesadüfen müsait uçuşa da denk geldim. Rotamı çevirip hemen Dalaman’a uçtum. Dalaman’da beni karşıladı araçla bu arkadaş.

 

Sizi havaalanında karşıladığına göre araç iyi durumdaydı?

Yani yürür aksamı iyiydi. Ama Dalaman’dan Fethiye’ye gidene kadar iki kere bozuldu. En sonunda bir çekicinin üzerine yerleştirdik. Çekicinin üzerinde notere kadar yolculuk ettik. Dediler bunun vergi borcu var, üzerinde haciz var. Oradan çıktık, emniyete gittik. Bu arada dönüş uçağım var, Ankara’ya dönmem gerekiyor. Biraz da kızdım. “Bu kadar zaman harcayıp buraya geldim, madem böyle sıkıntılar vardı, niye daha önce söylemiyorsun” dedim sahibine. Bir hışım atladım taksiye,  ben gidiyorum dedim. Çok ciddi yağmur da vardı. Son dakikada havalimanına yetiştim ve Ankara’ya döndüm.

Bir hafta sonra “Ağabey aracın bütün işlemlerini yaptırdım, arabayı Ankara’ya  getireyim mi?” diye sordu. “Getir” dedim ben de. Neyse getirdi. Getirdiği gün ona da bir Toyota Corolla satın aldık. Bu olan bitenden hiç kimsenin haberi yoktu. Arabayı bir yıkamacının otoparkına saklamıştım. Eşimle birlikte o otoparka gittik. Dolaşırken aracı gördü, “Senin beğendiğin arabalardan değil mi bu?” diye sordu. “Aa” dedim,  bu nereden çıktı diye geçiştirdim. Uzun zaman sonra o aracın bu araç olduğunu söyledim. Enteresan olmuştu açıkçası.

Peki bu hikaye kaç yıl önce başladı?

İki yıl alım ve restorasyon süreci, iki yıldır da kullandığımı düşünürsek dört yıl oluyor.

Aracınız kaç model, teknik özellikleri nelerdir?

1983 model, 6 silindir, 4.2 litre, 2850 mm dingil mesafesine sahip, kısa şasi, 3 kapılı, arkalar kampana, önler disk fren. Zaten 1979 yılından sonra disk frene geçiliyor.

FJ Cruiser’ınızı satmayı düşünüyor musunuz?

Dün sizinle röportaj yapacağımı aileme ilettiğimde kızım Damla ağlamaya başladı. Ben FJ40’ımı kimseye vermem diye. Ona “sarı civciv” diyor. Çok seviyor aracı. Hafta sonları aracın motor kapağını açıyorum, kızımı aracın içine bindiriyorum, aracı o temizliyor. Ben bu aracı ilerde çocuklarıma bırakacağım. Onun için satmayı düşünmüyorum. Ancak satmayı düşünürsem, bu aracı koruyabilecek,değerini bilen bir müzeye veya klasikçiye verebilirim.

Bu arada, ikinci FJ Cruiser’ı toplamaya başladım,  bu aracı toplamamın nedeni de diğer kızım çok istiyor. İleride babalarından bir hatıra olarak kalır. Onlar da çocuklarını gezdirir. Hatta Damla’nın bir kuzeni var kendi yaşında; adı Demir, aynı okula gidiyorlar. İkisi de bu aracı çok seviyor, paylaşamıyorlar aralarında. En son Damla; “Büyüyünce sen beni gezdirirsin bu araçla Demir” dedi.

Bu aracımı da Kastamonu’da hurda olarak buldum. O da 83 model. Şu anda boyası ve elektrik aksamları tamamlandı. Önümüzdeki hafta Trabzon Beşikdüzü’ne gidiyor araç. Oradaki son toplamalar yapılacak. Sonra İstanbul’a gelecek. İstanbul’da orijinaline uygun tente yapılacak.

 

Mehmet Bey, eğer çok özel değilse ne kadar harcadınız aracınızı restore etmek için?

Oldukça pahalıya mal oldu diyebilirim. Bir de el emeği fazla, çok uğraşı gerektiren bir iş.

Türkiye dışında aracınızın yedek parçalarını hangi ülkelerden tedarik ettiniz?

İşim gereği çok seyahat eden bir insanım. Valizime sığan bütün parçaları; Dubai’den, Suudi Arabistan’dan, İngiltere’den, Polonya’dan parça parça, nerede neyi bulursam şeklinde topladım. Birçok parçayı da Ankara- Şaşmaz’dan, hurdacılardan… Direksiyonun simidini bir yerden, iç göbeğini farklı bir yerden buldum; İstanbul’da boyattım. Değişik yerlerden tedarik ettim diyebiliriz.

Bu süreçte hiç destek aldığınız birileri oldu mu?

Aracın teknik kitapçıklarının fotokopilerini buldum. Elektriğini, mekaniğini, kaportasını içeren tüm detaylar bende mevcut. Bu süreçte birlikte çalıştığım kuzenim Ufuk Tiryaki ve Hulusi Saral, kardeşim Oktay Karaoğlu bana destek oldu ama teknik olarak genelde her şeyini ben yaptım. Örneğin yurt dışından kitap getirttim. Aracımı bir nevi bu kitap sayesinde toplamış oldum. Amazon.com’dan da kitap aldığım oldu. Fotokopi olan teknik çizimleri Şaşmaz’daki hurdacının deposunun kasasında buldum.

Peki, sizin ilk Toyota aracınız nedir?

İlk aracım Hilux Hi-Cruiser’dı.

Hilux’dan önce Toyota marka otomobil kullandınız mı?

Kullandım. Moskova’da çalışırken Land Cruiser Prado kullanıyordum. Bir hedefim de Land Cruiser V8 VX 200 sahibi olmak. Çocukluk hayalim diyebilirim.

FJ Cruiser dışında hangi Toyota modellerini beğeniyorsunuz?

Aslında birkaç model var aklımda ama bazılarının Türkiye’de satışı yok maalesef. Mesela For Runner’ı çok beğeniyorum. Onun dışında Tundra modelini beğeniyorum. Örneğin For Runner satışta olsaydı hem arazi koşullarında hem de şehir içi kullanım için kesin onu düşünürdüm.

2016 model, 2.8 litre, 4×4 Hilux’ımı keyifle kullanıyorum. Ama bir de  88-91 yılları arasında üretilen Hilux LN 106’ları beğeniyorum ve toplamaya başlayacağım. O da klasik olacak araçlardan bir tanesi. 2.8 litre, 120 beygir. Ondan bir tane yapıp köyde bulunduracağım. Çünkü ağır koşullarda kullanabilecek çok sağlam araçlar bunlar.

Off-road etkinliklerine katılıyor musunuz?

Fırsat buldukça katılıyorum. Ardeşen Off-Road Grubu’nun kuruluşunda katkılarım olmuştur. Karadeniz’de her yer dağ tepe olduğu için insanların da bu tür aktivitelere merakı vardı. Kurucu başkan arkadaşlarımızla keyifli işlere imza attık. Hala Karadeniz’e gittiğimiz zaman 10-20 araç bilmediğimiz yerlerde gezilere gideriz. Batar çıkarız falan. Tabii amaç birliktelik, oradaki o keyfi almak, kültür paylaşımı yapmak.

 

 

Toyota markası ile ilgili olan düşünceleriniz nelerdir?

Hatırladığım kadarıyla internet sitenizde Toyota’nın ilkeleri adında bir şey okumuştum. Orada bir ağaç vardı. Köklerden bahsediyordunuz. O beni çok etkilemişti. Çalışanların yaklaşımı da çok önemli, bunu showroomdan girer girmez hissediyorsunuz.

Tabii araçların sağlamlılığı da en önemlisi.  Şöyle düşünün ki benim aldığım araç için 500 bin km ve 5 yıl garanti vermişler. Hangi marka hangi modeli içim bunu verebilir ki?  Her türlü koşulda 500 bin km garanti verebiliyorsa demek ki bu araç 1.5 milyon km’yi  sorunsuz bir şekilde rahatlıkla yapabilir.

Bunun Toyota’nın bir ürünü sattıktan sonraki garantisi, kalitesi, niteliği, vizyonu, misyonuyla ilgili  olduğunu düşünüyorum.

 

Bu keyifli sohbet ve sizi tanıma fırsatı sunduğunuz için teşekkür ederiz.

Yeni Toyota Hilux’ı incelemek için buraya tıklayın.

 

 

 

 

 

YORUM YAZ

5 × 3 =